Ataerkinin Kadınlar Üzerindeki Yansıması: Taşacak Bu Deniz Esme Karakteri

Ataerkinin Kadınlar Üzerindeki Yansıması: Taşacak Bu Deniz Esme Karakteri


Esme; köyde yaşayan ataerkil bir ailenin en büyük kız çocuğudur. Kız çocuğu olduğu için okutulmamış, yeterince büyüdüğü düşünülünce üç kuruşa çalıştırılmış, annesi tarafından satılabilecek bir "mal" gözüyle büyütülmüştür. İstemediği halde tehditle evlenmeye zorlanmış, manipüle edilmiş, daima kendinden ödün vermesi gerektiğine inandırılmıştır. Babası tarafından namus cinayetine kurban edilecekken, ona kafayı takan ve zarar verme potansiyeline sahip başka bir adam tarafından kurtarılmış bir kadındır. Evladı sandığını tek başına toprağa gömmüş bir annedir. Esme, zulme uğramış kadınların hikayesinden parçalar barındırır. İzleyici için, sadece bir kurgudan ibaret değil, hakikattir. Esme'nin hikayesi kiminin annesinin hikayesidir, kiminin kendi, ablası, teyzesi, yengesi, halası, yeğeni, nineleri, arkadaşı ya da tanıdığı herhangi bir kadının. Çünkü ataerkinin kadınlar üzerinde bıraktığı yaralardan izler taşır. Seyirci "Esme kurtulsun ve mutlu olsun" isterken kurtaramadığı o kadınların yükünü sırtlamaktadır aslında. Travmalarının iyileşmesi arzu ettikleri şeydir. 

Esme içinde bulunduğu gerçekliğe rağmen "türkücü" olma hayaliyle yanıp tutuşur çünkü türkücü olmak bir başkaldırıdır. 

Okutulmamışlığa, çalıştırılmışlığa, sevgisizliğe ve ilgisizliğe bir başkaldırı. Esme yarışmayı kazanırsa yeni bir hayata başlayabileceğine ve "zincirlerinden kurtulabileceğine" inanır. Tıpkı aynı şartlar içinde yaşayan diğer kız çocukları gibi... Amacına ulaşması için de "hayalini saklaması" şart. Esme'nin sır küpü olmasının, sır çıkmasın diye yalan söyleyebilmesinin ya da yalanı inkar etmemesinin temel nedeni budur. 

Ailesi tarafından desteklenmeyen, engellere maruz bırakılan her çocuk saklama ve yalan söyleme alışkanlıkları edinir. Bu da insan ilişkilerinde "kaçıngan" bağlanmalarına neden olur. Güven problemi yaşarlar, daima tetikte olmak zorunda hissederler. Kolayca vazgeçilebileceklerine inanırlar. Koşulsuz sevgi alabilecekleri ve koşulsuz güvenebilecekleri yalnızca kendileridir. Duvarlar örerler, "tek başınalık" genellikle tercihleridir. Bu yüzden; gitmek, vazgeçmek, kendi bildiğini okumak tek yoldur. Hata yaptıklarında, sevdikleri kişilerin istediğinin aksine davrandıklarında terk edilecekleri kanaatindedirler. Oldukları gibi sevilmeyeceklerdir çünkü sevmesi gerekenler bile onları sevmemiştir. Savunma mekanizmaları da buna göre şekillenir. Anka kuşu gibi yeniden dirilirler. Sığınacak yeni bir yuva kurmaya daima hazırlardır. 

Durum Esme'de de böyledir. Evladını kaybettiğini, Adil'i kaybettiğini düşündüğünde yaptığı "pansiyon ve tesis" inşasıdır ve annelikle bağdaştırdığı muhtarlık mesleğidir. Günümüzde, sırrı öğrendiklerinde de affedilmeyeceğini düşünüp tek başına yola çıkarak yaylaya gitmesi de bundandır. "Geleceğe hazırlanmak." Öyle ya da böyle hayatın devam ettiğinin bilincindedir. Bırakılmayı kabullenmiştir. 

Esme'ye yüklenilen anne=fedakarlık misyonu da ataerkinin kadına bu rolü biçmesinden kaynaklıdır. Kadın susmalıdır da aynı zamanda. Ailesi için, evladı için uğradığı haksızlığa ses çıkarmak yerine göğüs germeli, alışmalıdır. Acısını paylaşmayıp içine atmalıdır. Belki de bu yüzden adı da "Esme" dir. Esme dizi boyunca hep sevdikleriyle, hayalleriyle sınanır. Ya canlarıyla tehdit edilir ya da konuşursan sevdiklerinin canı yanar diye manipüle edilir çünkü Esme'nin asıl zayıflığı budur. Kendinden fazla sevmek...

Yazının başında demiştim ya türkücü olmak Esme için bir başkaldırıdır diye, Adil'e olan aşkı ise düzeni kabul etmesinin nedenidir. Adil; Esme için ideal bir sevgilidir. İlgisini göstermekten çekinmez, hayallerini desteler, bu uğurda köyünü terk etmeye bile razıdır. Adil için Esme'yle olduğu sürece nerede ne halde olduğunun bir önemi yoktur. Esme'yi buna inandırmak zor olsa dahi vazgeçmemiş, duvarlarını yıkmayı başarmıştır. Adil'in bu hali Esme'ye "aile" hayali kurdurtmuştur. Klasik bir aile. Annenin çocuklara baktığı ve ev işleriyle ilgilendiği, babanın çalıştığı klasik bir aile. 

Esme, Adil'le birlikte ve hayalini kurduğu o kız çocuğuyla, kendini büyütmek istemektedir aslında. İçindeki kız çocuğunu büyütme arzusundadır. Adil ideal bir eş olduğu gibi ideal de bir baba olacaktır, Esme de öyle. Böylelikle kendini tarafı olmadığı bir savaşın meydanı olarak bulur. Çocuğunu yaşatmak ve o aileyi kurmak için yapmak zorunda olduğuna inandırıldığı şeyi yapar. Bu şimdi de böyledir. Tek fark artık kendini o aile tablosunun bir parçası olarak görmeyişidir. Bu da ona daha riskli hamleler yaptırır. Şerif'i karşısına alır. 

Sırrı saklayan herkesin susmasının altında kişisel çıkarları yatar. Şirin; tekrar evlat kaybederim korkusundan, Zarife bencilliğinden, Oruç hem ailesini korumak hem de Eleni ile zar zor kurduğu yeni bağın kopmasına mani olmak için, İso da Fadime'ye olan aşkından, Hicran oyundan zevk aldığından ve bitsin istemediğinden, Şerif kendi canı için, İlve alacağı tepkiden çekindiğinden susar. Esme'yse konuşursa acısı dinecek olandır, sustuğu için tek kaybedendir

Dizi başladığında aslında hikayeyi başlatan o türkü söylediği andaki gibi yine kendine has bir stilde başkaldırandır Esme. İnsanlarla, hele ki öldü sandığı kızıyla yaşıt başka kızlarla bağ kurmak onun için çok zorken bir yerden sonra Eleni'yle empati kurar, ona yapılana seyirci kalamayacak hale gelir. Eleni ile bağ kurmaya başlar. Bu sefer de Sevcan'ın Eleni'yi öldürmeye çalışmasıyla susturulur. İsyankarlığı yerini yine sessizliğe bırakır. Yine en çok kendi canını yakar. 

Eleni'nin kızı olduğunu düşündüğünde tekrar cesur Esme çıkagelir. Gerçeği öğrendiğinde Eleni'nin "İyi ki annem babam siz değilsiniz." diyişi yeni prangası olur. Dediği gibi zayıf olduğu için değil, ana olduğu için böyledir. Geçmişi değiştiremez ama geleceği cennete çevirebilir. 

Esme üzerine yorum yaparken onun Fırtına Köyü'nden dışarı çıkmamış cahil bir kadın olduğunu unutmamak gerekir. Esme ne feminizmi bilir, ne de ataerkiyi. Cinsiyet eşitsizliğinden de fedakarlığın annelik olmadığından bir haberdir. Buna rağmen o dar penceresinden; kız çocuğunun okutulması gerektiğini, mal olmadığını, o topraklarda doğru kabul edilen namus ve kan cinayetlerinin ise yanlış olduğunu kavrayabilmiştir. 

Esme'yi eleştirmek, eşinden gördüğü şiddeti, aldatılmayı kabul edip gerek maddiyat korkusundan gerekse evlatları için susan kadınları eleştirmekten pek de farklı değildir. Elitist, üstencil bir tavırla, sınanmamışlığın kibriyle hareket etmek, düzeni değiştirmez. 

Değiştirilmesi gereken kadının susması, katlanması, feda etmesi anlayışıdır. Değişmesi gereken bu zihniyettir. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde tek dileğim Esme'lerin mutlu sona ulaştığı bir dünyadır. 


Yorumlar

  1. "Esme, zulme uğramış kadınların hikayesinden parçalar barındırır. İzleyici için, sadece bir kurgudan ibaret değil, hakikattir. " Cümlesi çok hoşuma gitti

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bağlanma Tuzağı: Taşacak Bu Deniz Esdil İlişkisi Üzerinde Kaçıngan-Kaygılı Bağlanma Stilleri