Habil’lerin “Kabil’i” Olmak: Taşacak Bu Deniz Şerif Fırtına Karakter Analizi
Habil’lerin “Kabil’i” Olmak: Taşacak Bu Deniz Şerif Fırtına Karakter Analizi
Şerif Fırtına’yı anlamak için öncelikle içinde yaşadığı sistemi analiz etmek gerekir.
“Kan, kanla yıkanır. İntikam intikamı doğurur.”
Antik çağlardan modern toplumun oluşumuna değinki süreçte “adalet” kavramı, “göze, göz; dişe diş” şeklinde yaptığını yaşatarak ödeme düsturuna dayalıdır.
Amaç; mağdurun verilen ceza ile tatmin olması, toplum düzeninin tekrar tesis edilmesi, insanların adalete inancının sarsılmaması ve insanların suç işlemesine mâni olmaktır. Fakat şöyle bir sorun vardır: kimin suçlu, kimin mağdur olduğuna kim karar verecektir ve cezayı kim infaz edecektir?
Eğer karar mercii devlet gibi bir üstyapı ve üçüncü bir göz ise olay süreklilik arz etmez. Ceza alanın “hak ettiğine” inanılır.
Ancak, direkt suçun mağdur ya da maktul tarafında bulunanların “ceza kesmesi” söz konusuysa, kan davası ortaya çıkar.
Maktulün ailesi maktulü haklı bulur, mağdurun ailesi de mağduru. İş bir yerden sonra yaşamak için öldürmek noktasına kadar gider. Çünkü iki taraf da empatiden yoksundur, kendi bakış açılarıyla değerlendirir.
Dizinin ilk bölümünde Adil: “Senin kocanla oğlun bir olup benim dedemi öldürdüler, babam da kocanla oğlunu öldürdü, senin küçük oğlun Şerif de babamı öldürdü.” der.
Koçari’lere göre Ömer’in Mehmet ve Dursun Fırtına’yı öldürmesi doğru olandır. Çünkü ikisi bir olup Yusuf Koçari’yi öldürmüşlerdir, Şerif Fırtına’nın Ömer Koçari’yi öldürmesi haksızlıktır.
Zarife de buna karşın; Dursun ve Mehmet’in birlikte de olsa sadece bir kişiyi öldürdüklerini, Dursun’un ölümünün hak, Mehmet’in ölümünün ise haksızlık olduğunu vurgular. Koçari’ler iki kişiyi öldürmüştür, Şerif Ömer’i öldürünce sayı eşitlenmiştir. An itibariyle mağdurun da maktulün de kalmadığını beyan eder.
İkisi de kendi açısından haklıdır aslında. İşte bu yüzden kan kanla yıkanır, intikam intikamı doğurur.
Fırtına ailesi tarımla geçinen bir aile. Toprak ekmek emek ister. Bu uğraş insanın kötücül yönünü sahip olma arzusu üzerine şekillendirebilir. “Eğer bir şeye emek veriyorsan o şeyin mülkiyeti senindir.”
Tarımsal ekonomi, feodal bir düzen gerektirir. Toprağın yöneticisi bir kişi olmalıdır. Yani özel mülkiyet, tarımsal üretimi büyük oranda zedeler. Bu yüzden Fırtına’lar için “Reis” seçmek, bir zaruriyettir. Konaklar, fabrika hisseleri ve gelirler aile üyelerine paylaştırılabilir, fakat toprak mülkiyeti “tek kişide” toplanmalıdır.
Pekiyi aile içerisinden reis nasıl seçilir? Elbette “ekber erşad” sistemiyle. En azından Fırtına’lar için durum bu.
Ekber erşad sistemi, ailenin en büyük oğlunun başa geçtiği sistemdir. Şerif, abisi öldüğü andan itibaren “ailedeki en büyük erkek evlattır.” Oruç’a bu yüzden “Ama ben ölmedim ki yeğenim.” der.
Bu noktaya tekrar döneceğiz. Şimdi Şerif’in kişiliğine ve ailesiyle ilişkisine bir göz atalım.
Şerif; ailesi tarafından “koşullu sevilen” bir birey. Kanın içine doğmuş ve ondan bu kan davasını sürdürmek beklenmiş. Oruç’a düşman senin çocuklarının yaşamasına izin verecek mi sanıyorsun? dediğinde Oruç’u manipüle etmek değildi amacı. Ona öğretileni dile getiriyordu.
Dursun Fırtına’nın ölüm tarihi hakkında dizide tezatlık olsa da bu farklılık iki tarih arasındadır. 1985 ve 1991. Mehmet Fırtına’nın ölüm tarihi ise kesinkes 2003’tür. Arada 12 ya da 18 yıl kadar bir zaman boşluğu var. Bu boşluk Şerif’e “Bak, ağabeyin babasının öcünü almadı kendi öldü, sen Ömer Koçari’yi öldürmezsen o seni öldürür.” denilmesine sebep olmuştur ki Oruç’a böyle bir cümle kuruyor.
Mehmet Fırtına’nın Ömer Koçari’yi öldürmek istemediğini nereden çıkardın diyorsanız, “Şerif’in öç almak için yetiştirilmesi” net olarak bunu göstermektedir. Fırtına’lar niye öç için Şerif’in büyümesini beklemiştir?
Şerif için hem sevgi almanın hem hayatını idame ettirmenin yolu: öldürmektir. Bu, Esme’nin sevgisini elde edebilmek için “Senin için öldürürüm.” yaklaşımını da açıklar ki; Esme’yle sahte evliliği bile bunun üzerine kuruludur.
Dizide 23 bölüm devirdik. Karakterleri büyük ölçüde tanıyoruz artık. Zarife ve Şirin, evlerine temizliğe gelen düşmanın kanından bir bebek taşıyan Esme’yi hiçbir kişisel çıkar gözetmeksizin Şerif’le evlendirir mi?
Cevap elbette hayır. Pekiyi bu evlilikten çıkarları nedir? Şerif’in Ömer Koçari’yi öldürmesini sağlamak. Çünkü Şerif de kişisel bir çıkar gözetmeksizin hareket eden bir karakter değildir. Şerif bir şey yapıyorsa mutlak suretle bir kazanç elde ediyordur.
Şerif’te hepimizin bildiği üzere narsizm var. Narsizmi de “Saygınlık ve sevgi görmek” üzerine kurulu. Bu da aileden aldığı koşullu sevgiye karşın; başta “koşulsuz sevgiyle” büyütüldüğünü düşündüğü “akran” bir aile üyesinin olmasının “egosuna” verdiği tahribattan kaynaklı olabilir.
Şerif, yaptığı bütün kötülükler için sevgisini istediği halde vermeyen kişileri suçlar. Bu öncelerde Esme, şimdilikse Şirin. Çünkü kendinde eksik olduğunu kabullendiği “yegâne” kısım budur. Bir çocuğun annesinden sevgi dilenmesi doğaldır, pekiyi Esme Şerif için ne anlam ifade etmektedir ki sevgisine muhtaçlığını kabullenmiştir?
Esme Fırtına Konak’ta çalışan alelade bir hizmetçidir. Sıradan bir köylüdür. Narsist bir kişinin kendinden “alt” sınıftan birinin sevgisini arzulaması pek mantıklı değildir. Bir “anın” Şerif’i tetiklemiş olması lazım -Bana sorarsanız aile içi bir kavgaya (Fatih Şerif tartışması olabilir) tesadüfen denk gelen Esme’nin Şerif’in safını tutması takıntısını başlatan an olabilir. Ek olarak Esme de koşullu sevilen bir evlat olduğu için kendine benzetmiştir.- ve bu, Esme ve Adil’in kaçma girişiminden önce olmalıdır.
Olaya üçüncü bir göz olarak kuşbakışı bakarsanız, Adil’in Esme’yi alıp kaçması Fırtına’nın işine gelir. Adil, tek varistir, onun gidişiyle birlikte Koçari’yi alt etmek çocuk oyuncağıdır.
Hadi Fırtına kızını alması ağır geldi diyelim. Bu durumda da Fırtına’nın işine gelen hem Adil’i hem Ömer Koçari’yi öldürterek erkek soyunu kurutmak olur. Kan davası tarafların ailesinin erkek nesli bitince bitmiş olur neticede. Esme’ye verilen ve ilginçtir ki tutulan “Benle evli olduğun sürece Adil’in canı güvende” sözü bir dezavantajdır. Bu aslında Şerif için önceliğin Esme’yi tutmak olduğunu net bir şekilde göstermektedir.
Evet, Adil’e Esme üzerinden eziyet etmek bir tatminkarlık sağlar ama kim böyle bir şey için canını riske atar? Ki ilk bölümlerde de görüldüğü üzere; Şirin, Zarife ve Şerif Adil’in ölümünü çok arzularlar. Buna rağmen hamle yapmayışları, tamamen “Esme” kaynaklıdır.
Adil ölürse Esme gider, Esme giderse Şerif’i kontrol etmek zorlaşır. Zarife bunu net bir şekilde vurgularken Şirin de Şerif’in canı ya da evliliğin bitimi arasında kaldığı için Esme’ye yardım etmek zorunda kalır.
Şerif’in babasıyla ilişkisi şaibeli olduğundan onu geçip yeğenlerine geliyorum.
Yaşı gereği Şerif için İso da Oruç da ‘rakip’ değildir. Onlara “kan bağı” neticesinde minimum düzeyde bir bağlılık gösterir. Bu birbirlerini öldürmeyip ölümlerini arzulamama seviyesinden pek fazla değildir. Bir tek İso rol gereği de olsa sıcakkanlı olduğundan, Şerif’in egosunu besler, bundan dolayı yeri ayrıdır.
Fatih’le olan bağını ilerleyen bölümlerde göreceğiz ama şahsi fikrim yaşlarının yakın olduğu ve “Fatih” gibi ben geleceğin reisiyim diye bağıran bir isme sahip olması yüksek ihtimalle aileden aforoz edilene kadar öyleymiş gibi davranılan kişi olması hasebiyle Şerif’in kendisine beslediği bir “hasetlik” olduğu yönünde. Neticede “ekber evlat” o ama “reisvari muamele” gören yeğeni...
Şerif üzerindeki en etkin ikinci kişi olan Zarife ile ilişkisine gelecek olursak; gözünden dolar emojisi çıkaracak kadar para düşkünü olan Zarife, Şerif’in sevgi açlığını görerek ona rol yapmış ve bağlılığını kazanmış. Kontrolü elinden hiç bırakmamış daima odasını dinlemiş mesela. Ki Esme’ye takıntısını da böyle fark etmiş olması mümkün. Ben Esme Hicran yakınlığının bile Zarife tarafından Şerif meselesi için ayarlandığını düşünüyorum.
Gelelim katil oluşuna.
Öncelikle şunu net bir şekilde belirteyim; Şerif bizatihi yapmadığı bir suçu asla üstlenmez. O yüzden sürekli dile getirdiği gibi Ömer Koçari’yi öldürdüğünden emin olabilirsiniz.
Yazının başında da değindiğim gibi insan öldürmenin vahşet sayımı modern toplumun getirisidir. Günümüz adalet anlayışını reddedip kendi ağalık düzenlerini sürdüren bu insanlar için “kötücül” bir şey değil ama eskisi kadar “normal” de değil. Çünkü ne kadar direnirseniz direnin, gelişimin toplumu değiştirmesine mâni olamazsınız.
Günümüz insanları için kasten öldürmek bir tabudur. Bu yüzden ilk cinayet katiller için de seri katiller için de en zorudur. Sonrasında gitgide öldürmeye karşın “duyarsızlaşırlar”, “şiddete karşın adaptasyon” geliştirirler, yakalanmadığın sürece öldürmek “kolay” gelir. Bir sineği yok etmekten farksız olur.
Şerif’in işlediği ikinci cinayet olan “Ballı Yeşilova” cinayeti bunu net bir şekilde gösterir. Şerif buz gibidir, soğukkanlıdır. Vicdani bir muhakeme yaşamaz. Esme gitmeseydi öldürmezdim diyerek yükü omzundan basitçe atar. Tek kurşunla işini bitirir. Aslında ilk cinayeti Esme’yi elinde tutuşunu sağladığından, ikincisine teşebbüsü de karakter için pek de anormal değildir.
Ömer Koçari’yi göğsünden altı kurşunla öldürmesi bize Şerif’in o anda ya çok kinlendiğini ya da çok korktuğunu gösterir.
Yakalanıp hapse atılabildiğini göz önünde bulundurursak, planlı olma olasılığı düşüktür. Ki Ömer Koçari’nin Eleni’nin doğduğu gün ölmesi bize bebek satımının “Esme” tarafından anlaşılması korkusuyla Ömer Koçari’yi öldürdüğü tezine götürür. Yaşama tutunma ihtimalini yok etmek için de muhtemelen şarjörünü boşaltmıştır.
Gelelim yazının ana konusuna. “Habil’lerin” “Kabil’’i” oluşuna.
Bana soracak olursanız, Şerif’in hayatını şekillendiren iki “Habil” var. Öncelikle Habil’i bir tanıyalım:
Habil; ailesi tarafından sevilen bir çobandır. Bir gün evlilik meselesi yüzünden iki kardeşin ters düştüğü rivayet edilir. Karar Tanrı’ya bırakılır ve iki kardeşin de kurban vermesi gerektiği belirtilir.
Habil kurban seçerken, Tanrı’nın rızasını gözetir, Tanrı’dan ister. Bu yüzden de sahip olduğu şeylerin en iyisini kurban olarak sunar. Takvası takdir edilir ve kurbanı kabul edilir. Bunun ardından öfkelenip “Seni öldüreceğim!” diyen kardeşi Kabil’e: “Beni öldürmeye çalışsan da andolsun ki ben seni öldürmeyeceğim.” der.
Kabil gerek tarımla uğraşması, gerek en büyük erkek evlat olduğu için, arzularını “hakkı” olarak görmesi ve bu yüzden kurban konusunda “Ne de olsa Tanrı’nın bunlara ihtiyacı yok ama ben emek verdim en iyileri bende kalmalı.” düşüncesiyle hareket edip Habil’in “hakkı” olanı gasp ettiğine inanması yönüyle Şerif’le oldukça benzerdir aslında fakat Şerif, henüz “Kabil” olamamıştır. Bunun nedeniyse bence, hikayedeki “Habil’ler”
Adil de tıpkı Habil gibi çobandır. Esme’nin aşkına olan arzusu onu Allah’tan istemeye yöneltir, Esme için elinden gelenin en iyisini yapar. Şerif’in kışkırtmalarına rağmen onu öldürmemek için çabalar. Fakat Şerif’i “Kabil” olmaya itmek için yeterli değildir bu. Çünkü Kabil içinde “haseti” büyütür ve haset, anlık bir duygu değildir. Bir birikim ve arka plan ister.
Esme’nin Adil’e sevdası Şerif’in içindeki “hasetliği” besler. Şerif açıkça: “Benim olmayacaksan Koçari’nin de olma” der. Ancak Şerif’in hasetliği bu konu bazında olmaksızın karakteristik özellik olarak çok daha eskiye dayanmaktadır.
Fragmanda da gördüğümüz üzere hala elini Adil’in kanına bulamaz. Nedeni basittir: Esme’yi bütünüyle kaybetmekten hala korkar. Boşanmaya rağmen henüz vazgeçmiş değildir. Halbuki Adil’i öldürmek şu an için hem Eleni sonrası tepkisinden dolayı “zaruri” hem de ilk cinayet olmadığından ve düşmanken daha kolaydır.
Kabil ile Habil aileden aldığı sevgi yönüyle de çatışma içindedir ki benim nezdimde Fatih’i bir diğer “Habil” yapan unsur budur. Bize gösterilen arma ve Şerif’in hayvancılık sektörüne giriş yapması, Fatih’in de hayvancılık tecrübesi oluşu ve sadece aile bazlı değil, bu yönüyle de “Habil” ile paralellik kurulabileceğini şimdilik ima ediyor.
Antik Çağ’dan modern topluma kadarki süreçte öldürmenin o kadar kötü bir şey olmadığını belirtmiştim fakat buna rağmen “öldürme” unsurunda bir “tabu” var: “akraba katilliği.” Kabil’in, insanlığın ilk günahı. Şerif’in de aşmadığı çizgilerinden biri.
Şunu da belirtmeliyim ki Şerif’in ağabeyini öldürdüğü bir arka plan hem karaktere hem düşmanlık aksına ihanet olur. Hikayeyi temelinden sarsar. Bu yüzden mümkün değildir.
Bence bu sınırı ona Fatih aştırarak “Kabil” olduracak. Fatih’in Habil’liği Şerif’i “Kabil” ederken, Şerif’in Kabil’liğiyse Adil’i “ “Habil” yapan unsur olacak, hikayeleri tamamlanacak.
Yorumlar
Yorum Gönder